Anasayfa Hakkında Sorularınız Bilgi Merkezi Oyunlar Randevu Al
Anasayfa · Bilgi Merkezi · Eğitim & Okul
Eğitim & Okul

Okulda sıkılma ve düşük başarı (underachievement)

"Sıkılıyorsa sıkılsın, hayat da böyle" cümlesi kulağa olgun geliyor. Oysa araştırmalar sıkılmanın masum bir konfor sorunu değil, yıllar sonra ölçülebilen bir düşüşün ilk halkası olabileceğine işaret ediyor.

9 dk okuma·Dr. Zeka anlatıyor
Merhaba, ben Dr. Zeka. Bugün çok tanıdık bir cümleyle başlayacağız: "Zeki aslında, ama okulda hiç uğraşmıyor." Bu cümlenin arkasında çoğu zaman tembellik değil, yıllardır sessizce işleyen bir mekanizma var. Onu adım adım açacağım, sonuna kadar okursanız evde bu hafta yapabileceğiniz somut şeyler de elinizde olacak.

Sıkılma neyin adı, neyin adı değil?

Sıkılma kelimesi Türkçede haksız bir yer işgal ediyor. Kulağa şımarıklık gibi geliyor: "eğlendirilmeyi bekleyen çocuk". Oysa eğitim araştırmalarında sıkılma bir ruh hali değil, bir uyum bozukluğu göstergesi olarak ele alınıyor. Çocuğun zihninin çalışma temposu ile sınıfın temposu arasında sürekli bir fark varsa, ortaya çıkan şeyin adı sıkılmadır.

Farkı somutlaştıralım. Üstün yetenekli öğrencilerin tempo standardın iki ila üç katına çıktığında içeriği daha iyi tuttuğu, buna karşılık aşırı tekrar ve alıştırma ile zorlandığı bildiriliyor. Yani bu çocuklar için tekrar, pekiştirme değil aşınma anlamına gelebiliyor. Sınıfın çoğunluğu için doğru olan tempo (yavaş ilerle, çok tekrar et, sonra ölç) tam da onları kaybettiren şey oluyor.

İkinci somut veri daha çarpıcı. Üstün yeteneklilerin sosyal ve duygusal ihtiyaçları üzerine çalışan SENG'in yayınlarına göre bu çocuklar normal sınıf zamanının en az dörtte biri ile yarısı arasında kalan bir bölümünü, sadece diğerlerinin yetişmesini bekleyerek geçirebiliyor. Bir an durun ve bunun aritmetiğini yapın: haftada otuz saatlik bir okul hayatının yedi ila on beş saati, hiçbir şey öğrenmeden, sadece bekleyerek geçiyor olabilir. Yıllara vurulduğunda bu, çocuğun okulda öğrendiği asıl dersi belirliyor: burada benden bir şey beklenmiyor.

Bekleyen çocuk ne yapar?

Bir çocuğu günün yarısına yakınında boşta bırakırsanız, o zihin durmaz. Kendine iş bulur. Ve bulduğu işlerin çoğu, öğretmen açısından hoş görünmez: konuşur, sırasında oynar, kitabın ilerisini okur, soruyu bitirip yanındakini dürtükler, dersle ilgisiz bir konuya dalar, ya da tam tersi, sessizce kapanır ve hiç oradaymış gibi durmaz.

İşte tam bu noktada tehlikeli bir yanlış anlama zinciri başlıyor. SENG kaynaklarında sıkça atıf yapılan James T. Webb'in klasik metnine göre üstün yetenekli çocuklar psikolog, psikiyatrist ve pediatristler tarafından sıklıkla yanlış tanı alabiliyor; en yaygın yanlış tanılar arasında DEHB, karşıt olma-karşı gelme bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve duygudurum bozuklukları sayılıyor. Sebep, eğitsel uyumsuzluğun semptomunun patoloji sanılması.

Burada çok dikkatli olmak gerekiyor

Bu bilgi, "çocuğumun DEHB'si yok, sadece üstün zekâlı" demek için kullanılamaz. Yanlış tanı riskinin varlığı, gerçek tanıların yokluğu anlamına gelmez. Üstün yetenekli bir çocukta DEHB, öğrenme güçlüğü veya kaygı bozukluğu aynı anda bulunabilir; alanda buna iki kere farklı (twice-exceptional) profil deniyor. Doğru tutum, ne "hepsi zekâdan" demek ne de ilk davranış şikâyetinde tanı aramaktır. Doğru tutum, çocuğun eğitsel ortamı ile klinik değerlendirmenin birlikte masaya yatırılmasıdır.

Bu tablonun altındaki asıl mekanizma asenkron gelişim. Bir çocuğun akademik, sosyal, duygusal ve motor gelişimi aynı hızda ilerlemez. Dokuz yaşındaki bir zihin, on dört yaşındaki bir merakla, yedi yaşındaki bir sabırla ve altı yaşındaki bir el becerisiyle aynı bedende yaşıyor olabilir. Muhakeme çoğu zaman zekânın gerisinde kalır. Sıkılmış bir çocuğun tepkisi bu yüzden "olgun bir itiraz" biçiminde gelmez, sınıfı bölen bir şaka biçiminde gelir.

Şuraya kadar iki şey söyledim: sıkılma tempo uyumsuzluğunun adı, ve boşta kalan zihin kendine iş buluyor. Şimdi işin ciddileştiği yere geliyoruz. Çünkü sıkılma orada kalsa mesele küçük olurdu. Kalmıyor.

Sıkılmadan düşük başarıya giden yol

Underachievement, Türkçeye en iyi "potansiyelin altında performans" diye çevriliyor. Sally Reis ve D. Betsy McCoach'un alandaki en yaygın tanımı şu: yetenek ile başarı arasında ciddi ve süregelen bir tutarsızlık. İki kelimenin altını çizmek istiyorum. "Ciddi", çünkü kötü geçen bir dönem underachievement değildir. "Süregelen", çünkü bir sınav değil bir örüntü aranıyor. Ayrıca bu tutarsızlığın bir öğrenme güçlüğüne bağlı olmaması gerekiyor.

Burada dürüst olmam gereken bir nokta var: evrensel kabul görmüş tek bir tanım yok. Reis ve McCoach bunu açıkça söylüyor ve kaç yetenekli öğrencinin potansiyelinin altında kaldığını bilmediğimizi de ekliyorlar. Yani size "üstün zekâlı çocukların şu kadarı başarısız oluyor" diyen kesin bir rakam duyduğunuzda, o rakama temkinli yaklaşın.

Bilmediğimiz şey oran. Bildiğimiz şey ise bağlantı. Sıkılmayı doğrudan bu zincire bağlayan bulgu şu: dört yıllık bir boylamsal çalışma, ilkokul ve ortaokulda normal müfredattan sıkılmanın lisede underachievement'a katkıda bulunduğunu göstermiş. Cümleyi yavaş okuyun. Sekiz yaşında görmezden gelinen sıkılma, on altı yaşında karneye yazılıyor. Aradaki mesafe tam da ailelerin "geçer, büyüyünce toparlar" dediği mesafe.

Nedenler listesi de tek başına müfredattan ibaret değil. Reis ve McCoach müfredat uyumsuzluğunun yanına aile dinamiklerini, olumsuz akran tutumlarını, depresyon ve sağlık sorunlarını, bir de ölçme araçlarının sınırlılıklarını koyuyor. Yani sıkılma tek fail değil, ama en çok elimizde olan fail. Aile dinamiğini bir haftada değiştiremezsiniz; çocuğun bu hafta okulda ne yaptığını değiştirebilirsiniz.

Aynı davranış, iki farklı okuma

Sıkılma nadiren "sıkıldım" diye gelir. Genellikle şikâyet olarak gelir. Aşağıdaki tablo, öğretmen görüşmelerinde en sık duyduğum cümleleri ve aynı davranışın sıkılma açısından nasıl okunabileceğini yan yana koyuyor. Amacım öğretmeni haksız çıkarmak değil, sadece ikinci ihtimalin de masada durmasını sağlamak.

Sınıfta görülen davranışSık yapılan ilk yorumMasaya konulması gereken ikinci ihtimal
Ödevi yapmıyor, ama sınavdan yüksek alıyor"Tembel, çalışmıyor"Ödev zaten bildiği şeyin tekrarı, öğrenme değeri sıfır
Sürekli konuşuyor, sırasında duramıyor"Dikkat sorunu var"İşini erken bitirdi, kalan süre boş, zihin kendine iş buldu
Sevdiği derste parlıyor, diğerlerinde yok"Seçici davranıyor, disiplinsiz"Zorlanma tek bir alanda var, diğerlerinde tavan etkisi
Kolay işi reddediyor, "anlamsız" diyor"Küstah, otoriteyi tanımıyor"Görevi anlamsız buluyor ve bunu ifade edecek olgunlukta değil
Sessiz, uyumlu, notlar orta"Sorun yok, iyi çocuk"En sessiz risk grubu, kimse fark etmediği için hiç müdahale görmüyor

Tablonun son satırı bence en önemlisi. Sıkılmanın gürültülü hâli en azından fark edilir. Sessiz hâli, yani sistemin beklentisini tam tamına karşılayıp bir milim fazlasını vermeyen çocuk, hiçbir sinyal üretmez. O çocuk yıllarca "sorunsuz" kalır ve lisede bir anda "ne oldu buna" diye sorulur.

Peki ne işe yarıyor?

İyi haber şu: bu alan boş bir alan değil, elimizde ciddi bir kanıt tabanı var.

Müfredat sıkıştırma. NAGC'ye göre ilkokul öğretmenleri yüksek yetenekli öğrencilerin müfredatının yüzde 24 ile 70 arasındaki bir bölümünü, test skorlarına veya performansa hiçbir olumsuz etki olmadan eleyebiliyor. Müfredatın yüzde 40 ila 50'si elendiğinde okuma, matematik işlem, sosyal bilgiler ve heceleme sonuçlarında fark bulunmamış. Ulusal bir çalışmada fen ve matematikte sıkıştırma uygulanan öğrenciler kontrol grubundan anlamlı biçimde daha yüksek skor almış. Yani bildiğini eleyip yerine yeni bir şey koymak, çocuğun temelini bozmuyor.

Hızlandırma. Steenbergen-Hu, Makel ve Olszewski-Kubilius'un 2016'da yaklaşık yüz yıllık araştırmayı sentezleyen çalışması, hızlandırılan öğrencilerin aynı yaştaki hızlandırılmamış akranlarını anlamlı biçimde geçtiğini gösterdi. Daha önemlisi: üst sınıfa geçtiklerinde, kendilerinden büyük ve hızlandırılmamış akranlarıyla aralarında anlamlı bir fark bulunmadı. Yani o sınıfın seviyesini yakalıyorlar, arada kaybolmuyorlar. Sosyal-duygusal kaygıya dair bulgu da net: kalıcı olumsuz etki bulunmamış ve akademik, sosyal ve duygusal olgunluk ölçütüne göre seçilen öğrenciler tipik olarak başarılı oluyor.

Zenginleştirme. Doğrudan underachievement'ı hedefleyen bir bulgu var ki bence bu yazının en umut verici cümlesi: Baum, Renzulli ve Hébert'in çalışmasında 8-13 yaş arası 17 potansiyelinin altında kalan üstün öğrencinin yüzde 82'si, kendi ilgi alanında özgün bir araştırma projesi yürüttükten sonra artık o kategoride değildi. Çocuğu kurtaran şey daha çok ödev değil, gerçekten kendisinin olan bir soru oldu.

Hızlandırma sadece sınıf atlamak demek değil

Ailelerin çoğu "hızlandırma" deyince tek bir şeyi düşünüyor: çocuğu bir üst sınıfa vermek. Oysa literatür yirmiye yakın hızlandırma biçimi sayıyor: sadece matematikte bir üst sınıfa gitmek (konu bazlı hızlandırma), müfredat sıkıştırma, mentorluk, okula erken başlama, ortaokula veya liseye erken geçiş, üniversiteye erken giriş. Tam sınıf atlama bunlardan yalnızca biri ve en radikal olanı. Ayrıca bu karar sezgiye bırakılmak zorunda değil: Iowa Acceleration Scale gibi araçlar, okulun ve ailenin tüm faktörleri birlikte tartmasını sağlamak için geliştirilmiş.

Şunu da dürüstçe söylemeliyim: tekniklerin işe yaradığını biliyoruz, ama uygulama başka bir mesele. Araştırmalarda tekrar eden bir bulgu var, öğretmenler müfredat sıkıştırmayı öğrendikten sonra bile "peki serbest kalan o zamanı neyle dolduracağım" sorusunda destek istiyor. Yani engel öğretmenin niyeti değil, yalnız bırakılması. Bunu bilmek, okulla konuşurken tonunuzu değiştirir.

Ebeveyn için pratik adımlar

  1. Şikâyeti değil, örüntüyü kaydedin. İki hafta boyunca kısa notlar tutun: hangi derste, günün hangi saatinde, ne oldu. "Sıkılıyor" cümlesi okulda hiçbir kapı açmaz; "salı ve perşembe matematik son saatte, üç kez uyarı aldı, aynı derste sınav notu 95" cümlesi açar.
  2. Öğretmene teşhis değil, soru götürün. "Çocuğum üstün zekâlı, sıkılıyor" bir iddiadır ve savunma refleksi doğurur. "Ödevi bitirdiğinde geri kalan sürede ne yapıyor, birlikte bir şey planlayabilir miyiz" bir davettir.
  3. Tek bir dersten başlayın. Bütün müfredatı yeniden tasarlamayı istemeyin. En çok zorlandığı değil, en çok zorlanmadığı tek dersi seçin ve orada bir deneme isteyin. Küçük ve ölçülebilir bir talep, büyük ve belirsiz bir talepten çok daha yüksek ihtimalle kabul görür.
  4. Ön test isteyin. Müfredat sıkıştırmanın kalbi basit bir fikirdir: ünite başlamadan önce ölçün. Çocuk zaten biliyorsa, o ünitenin tekrarında oturmasının bir gerekçesi kalmaz. Bunu bir ayrıcalık olarak değil, boşa geçen zamanın önlenmesi olarak konuşun.
  5. Boşalan zamana bir plan koyun. Sıkıştırmadan açılan zamanı "serbest okuma" ile doldurmak fırsatı harcamaktır. Yerine çocuğun kendi sorusundan doğan, gerçek bir ürünle biten bir proje koyun. Kanıtın en güçlü olduğu yer burası.
  6. Okul dışı desteği okul içi çözümün yerine koymayın. Türkiye'de BİLSEM önemli bir yapıdır, ama okul dışı ve destek modelidir; çocuğun örgün okuldaki sınıfının yerine geçmez. Haftada birkaç saat zenginleştirme, geri kalan otuz saatteki uyumsuzluğu ortadan kaldırmaz.
  7. Çocuğun kendisiyle konuşun. Underachievement'ı tersine çeviren programların ortak özelliği yalnızca müfredat değişikliği değil, aynı zamanda bir danışmanlık bileşeni ve öz-düzenleme çalışması içermeleri. Çocuk niye kaçtığını çoğu zaman kendisi de bilmiyor.

Okul görüşmesine giderken cebinizde olsun

Görüşmeye tek bir cümlelik bir hedefle gidin ve o hedefi yazılı hâle getirin. Örneğin: "Ekim ayı boyunca matematikte ünite öncesi ön test uygulanması, çocuğun geçtiği bölümlerde alternatif bir çalışma verilmesi." Tarihi, dersi ve neyin değişeceğini içeren bir cümle, "ilgilenilmesini rica ediyorum" cümlesinden çok daha fazlasını başarır. Görüşme sonunda konuşulanları kısa bir e-postayla özetleyip teşekkür edin; bu, kimseyi köşeye sıkıştırmadan ortak bir kayıt oluşturur.

Son söz

Sıkılma bir karakter kusuru değil, bir ölçüm sonucudur. Size çocuğunuz hakkında değil, çocuğunuz ile ortamı arasındaki mesafe hakkında bilgi verir. Ve bu mesafe kapatılabilir bir mesafedir: elimizde yüz yıllık bir kanıt birikimi, uygulanabilir teknikler ve potansiyelinin altında kalan çocukların büyük bölümünün doğru bir projeyle geri döndüğünü gösteren bulgular var.

Zor olan kısım teknik değil. Zor olan kısım, "geçer, büyüyünce toparlar" cümlesine bir yıl daha kredi vermemek.

Ben Dr. Zeka ve size şunu bırakıyorum: sıkılan bir çocuk size küsmüyor, sadece merakını sakladığı bir yer arıyor. O yeri okulda bulamazsa evde bulur, evde de bulamazsa hiç bulmaz. Bu haftaki tek işiniz, o merakın nereye saklandığını bulmak olsun. Gerisi kolay.
Hüsnü Duran Enderun