Anasayfa Hakkında Sorularınız Bilgi Merkezi Oyunlar Randevu Al
Anasayfa · Bilgi Merkezi · Eğitim & Okul
Eğitim & Okul

Öğretmenle işbirliği: veli nasıl doğru kapıyı çalar?

Çoğu veli okula, çocuğunun sıkıldığını söylemeye gider ve bir savunma duvarına çarpar. Sorun genelde ne velinin haklılığında ne de öğretmenin iyi niyetinde. Sorun, yanlış kapının, yanlış cümleyle çalınmasında. Gelin, o kapıyı doğru çalmayı konuşalım.

9 dk okuma·Dr. Zeka anlatıyor
Ben Dr. Zeka. Bu sitede bana gelen soruların en gerginleri okuldan geliyor: "Öğretmen beni dinlemiyor", "Övünen anne yerine koydular", "Bir şey isteyince çocuğuma zarar gelir mi?" Size baştan söyleyeyim: bu görüşmenin kaderi, siz odaya girmeden önce, hazırlık masasında belirleniyor.

Bu görüşme neden baştan gergin başlıyor?

Bir sınıf öğretmeni, önünde yirmi beş ile kırk arasında çocuk, tamamlaması gereken bir müfredat ve teslim tarihi olan bir yıllık planla oturuyor. Kapı çalınıyor ve bir veli giriyor: "Çocuğum derste sıkılıyor, ona farklı bir şey verilmesi lazım." Öğretmenin zihninde bu cümle çoğu zaman şuna dönüşüyor: "Benim öğretmenliğim yetersiz" veya "Benden bu çocuğa ayrıcalık isteniyor."

Oysa velinin söylemek istediği bunların hiçbiri değil. Bu, bir yorum çarpışması. Ve önemli olan şu: karşınızdaki kişi kötü niyetli değil, yalnızca sizden bambaşka bir bilgi kümesiyle oturuyor. Veli evdeki çocuğu görüyor: dört yaşında okumaya başlamış, gece yatakta kara delik soran, oyun kurmaya doyamayan çocuğu. Öğretmen sınıftaki çocuğu görüyor: sırasında oyalanan, ödevi yarım bırakan, arkadaşlarını laf atarak rahatsız eden çocuğu. İkiniz de doğru şeyi görüyorsunuz. Aynı çocuğun iki farklı ortamdaki iki farklı yüzü bunlar.

Bu ayrımı görmeden yapılan her görüşme, kimin haklı olduğu tartışmasına dönüşüyor. Görüşmeyi kurtaran cümle şu: "Ben evde şunu görüyorum, siz sınıfta ne görüyorsunuz?" Bu cümle öğretmeni sanık sandalyesinden kaldırıp tanık sandalyesine oturtuyor. Ve tanık, sanıktan çok daha fazla konuşuyor.

Asıl engel öğretmen değil, kanıt ile uygulama arasındaki uçurum

Burada söylenmesi gereken rahatsız edici bir gerçek var. Üstün yetenekli çocukların eğitiminde, ne yapılması gerektiğine dair araştırma bilgisi ile okullarda fiilen yapılan şey arasında dev bir açık var. Bu açık o kadar belirgin ki, 2004 yılında Iowa Üniversitesi bünyesindeki Belin-Blank merkezi tarafından yayımlanan ulusal rapor tam olarak bunun üzerine kuruldu: araştırma güçlü biçimde hızlandırmayı desteklerken, uygulama sistematik olarak tersini yapıyordu. On yıl sonraki takip raporunun alt başlığı ise daha da açık sözlüydü: kanıt, en parlak öğrencileri geri tutan bahaneleri yener.

Rakamlarla bakalım. Yaklaşık yüz yıllık araştırmayı sentezleyen kapsamlı bir meta-analiz, hızlandırılan öğrencilerin aynı yaştaki hızlandırılmamış akranlarını anlamlı biçimde geçtiğini gösteriyor. Daha ilginci şu: bu çocuklar, kendilerinden büyük olan yeni sınıf arkadaşlarıyla aralarında anlamlı bir fark bırakmıyorlar. Yani üst sınıfa alındıklarında o sınıfın seviyesini yakalıyorlar, arkada kalmıyorlar.

Müfredat sıkıştırma tarafında da tablo benzer. Alandaki derlemeler, ilkokul öğretmenlerinin yüksek yetenekli öğrencilerin müfredatının yüzde 24 ile 70 arasındaki bir bölümünü, test sonuçlarına hiçbir olumsuz etki olmadan eleyebileceğini bildiriyor. Müfredatın yüzde 40 ila 50'si elendiğinde okuma, matematik işlem ve sosyal bilgiler sonuçlarında fark bulunmamış. Fen ve matematikte sıkıştırma uygulanan öğrencilerin kontrol grubundan daha yüksek skor aldığı ulusal bir çalışma bile var.

Peki neden yapılmıyor? Cevap, öğretmeni suçlamayı bırakmanız gereken yerde: uygulama literatüründeki en sık tekrarlanan bulgu, öğretmenlerin serbest kalan zamanı uygun zorlukta seçeneklerle doldurabilmek için koçluk ve destek ihtiyacı bildirmesi. Yani engel tekniğin kendisi değil, mesleki gelişim ve kurumsal destek eksikliği. Öğretmen "hayır" demiyor olabilir; "elimde bunu yapacak zaman ve araç yok" diyor olabilir. Bu ikisi çok farklı sorunlar ve çok farklı çözümler istiyor.

Buraya bir mola verelim. Şu ana kadarki en önemli cümle şu: öğretmeniniz muhtemelen düşman değil, kaynaksız. Görüşmeye "bana şunu yap" diye değil, "bunu birlikte nasıl mümkün kılarız" diye giderseniz, aynı masanın aynı tarafına oturmuş olursunuz. Ve o masada iki kişi, karşılıklı iki kişiden her zaman daha güçlüdür.

Hangi kapı, hangi soru için?

Velilerin en sık yaptığı hata, her konuyu tek bir kişiye, genelde sınıf öğretmenine götürmek. Oysa okul çok kapılı bir bina ve her kapının arkasında farklı bir yetki duruyor. Sınıf öğretmeninden okul politikasını değiştirmesini istemek, ondan yapamayacağı bir şeyi istemek demek. Bu da hem sizi hayal kırıklığına uğratıyor hem de ilişkiyi yıpratıyor.

SorunuzDoğru kapıYanlış kapı ve sonucu
"Çocuğum bu üniteyi zaten biliyor, tekrar oturuyor."Sınıf öğretmeni. Ünite bazlı farklılaştırma onun günlük yetkisinde.Doğrudan müdüre gitmek: öğretmen atlandığını hisseder, sonraki her görüşme savunmacı geçer.
"Sınıfta davranış sorunu bildiriliyor, kaynağını anlamak istiyorum."Rehber öğretmen ve sınıf öğretmeni, birlikte.Yalnızca öğretmenle konuşmak: gözlem tek kaynakta kalır, tablo eksik çıkar.
"Sadece matematikte bir üst sınıfın dersine girebilir mi?"Okul yönetimi ve rehberlik, yazılı talep ile.Sözlü olarak öğretmene sormak: cevap "bilmiyorum" olur, konu orada ölür.
"BİLSEM aday gösterme sürecinde neredeyiz?"Okul yönlendirme komisyonu ve rehberlik servisi.Veli gruplarındaki söylentiler: takvim kaçar, hak kaybı olur.
"Okulun yazılı bir hızlandırma politikası var mı?"Okul müdürü, kurum düzeyinde.Öğretmenden politika beklemek: onun yetkisinde olmayan bir yükü ona bindirirsiniz.

Bu tablonun tek bir mesajı var: kime ne soracağınızı bilmek, ne soracağınızı bilmek kadar önemli. Ve sıralamayı bozmayın. Sınıf öğretmeniyle konuşmadan üst kapıya gitmek, teknik olarak hakkınız olsa bile stratejik olarak size pahalıya patlıyor. Çünkü çocuğunuzla günün altı saatini geçiren kişi hâlâ o.

Görüşmeye elinizde ne olmalı: kanıt portföyü

Üstün yetenekliler eğitimi alanındaki savunuculuk kaynakları, ailelere sınıf atlama veya farklılaştırma görüşmesine hazırlanırken bir "kanıt portföyü" hazırlamayı öneriyor. Bu kulağa fazla resmî geliyor olabilir, ama işlevi çok basit: duygunuzu veriye çevirmek. "Çocuğum çok zeki" cümlesi tartışılabilir bir kanaat. "Şubat ayından bu yana matematik defterinde 14 sayfa boş, buna karşılık evde kendi başına üç basamaklı çarpma kuruyor" cümlesi ise tartışılamaz bir gözlem.

Portföyünüzde ne bulunmalı

Tarihli günlük. Üç ile dört hafta boyunca, tek satırlık notlar: hangi gün, hangi ders, çocuk ne dedi, ne yaptı. Duygu değil, olay yazın.

Ürün örnekleri. Evde kendiliğinden yaptığı şeyler: çizimler, yazdığı hikâyeler, kurduğu düzenekler, defterinin kenarına çizdiği şemalar. Bunlar okulda görünmeyen kapasiteyi gösterir.

Varsa resmî belgeler. Yapılmışsa değerlendirme raporu, BİLSEM sonucu, uzman görüşü. Yoksa yokluğu sorun değil, uydurmayın.

Somut ve küçük bir talep. "Ne yapılabilir?" değil. "Matematikte ünite öncesi bir ön test yapılıp, geçtiği konularda ona proje verilmesi mümkün mü?" gibi denenebilir bir öneri.

Bir noktayı özellikle vurgulayayım: portföy bir iddianame değil. Amacı öğretmeni köşeye sıkıştırmak değil, ona sizin evde gördüğünüz veriyi vermek. O da size sınıfta gördüğü veriyi verecek. İkisi birleşince ortaya, ikinizin de tek başına göremediği bir çocuk çıkacak.

"Davranış problemi" mi, eğitsel uyumsuzluk mu?

Görüşmenin en çetin anı genelde şu cümleyle geliyor: "Evet zeki, ama sınıfta çok sorun çıkarıyor." Burada durup nefes almanız gerekiyor, çünkü bu cümle aslında sizin lehinize bir kanıt olabilir.

Alandaki gözlemler, üstün çocukların normal sınıf zamanının en az dörtte biri ile yarısı arasındaki bir bölümünü diğerlerinin yetişmesini bekleyerek geçirdiğine işaret ediyor. Yaş bazlı sınıflandırma nedeniyle sıkılma yaygın ve bu sıkılma sınıfta yıkıcı davranışa dönüşebiliyor. Yani davranış, kişilik kusuru olmayabilir; eğitsel uyumsuzluğun semptomu olabilir. Bekleyen zihin, boşluğu bir şeyle doldurmak zorunda ve elindeki tek malzeme çoğu zaman sınıfın kendisi.

Bu tabloyu ciddiye almamanın bedeli ağır. Sıkılma masum bir konfor sorunu değil. Dört yıllık bir boylamsal çalışma, ilkokul ve ortaokulda normal müfredattan sıkılmanın lisede potansiyelin altında performansa katkıda bulunduğunu gösteriyor. Yani bugün "biraz canı sıkılıyor işte" diye geçiştirdiğiniz şey, yıllar sonra ölçülebilen bir akademik çöküşün öncüsü olabiliyor.

Dikkat: bu bir tanı değil

Sıkılan her çocuk üstün yetenekli değildir ve derste zorlanan her çocuk sıkıldığı için zorlanmaz. Sıkılma, dikkat güçlüğü, öğrenme farklılığı ve kaygı benzer görünen davranışlar üretebilir. Alandaki uzmanlar, üstün çocukların bazen yanlış tanı alabildiğine dikkat çekiyor; ama aynı şekilde, gerçek bir güçlüğün "o zaten zeki, sıkılıyordur" diye gözden kaçması da mümkün. İkisini birbirinden ayıran şey veli sezgisi değil, yetkin bir değerlendirmedir. Sınıfta gözlenen davranışı öğretmenle konuşun, nedenini uzmanla.

Ne yapmalı: adım adım görüşme

  1. Randevu isteyin, kapıda yakalamayın. Teneffüste beş dakikada konuşulan konu, beş dakikalık bir konu olarak muamele görür. Yazılı bir randevu talebi, konuya ağırlık kazandırır.
  2. Amacınızı önceden bir cümleyle bildirin. "Ali'nin matematikteki temposunu konuşmak istiyorum" gibi. Öğretmen hazırlıklı gelir, savunmaya geçmez.
  3. Görüşmeye soruyla başlayın. İlk cümleniz talep değil, merak olsun: "Ali'yi sınıfta nasıl görüyorsunuz?" Önce onun verisini alın.
  4. Sonra kendi verinizi koyun. Portföyü masaya koyun, üstünde durmayın. Bırakın belgeler konuşsun.
  5. Tek ve küçük bir şey isteyin. Beş talep, sıfır talep demektir. Bir ders, bir yöntem, bir deneme süresi seçin.
  6. Öğretmenin yükünü azaltmayı teklif edin. "Ön testi ben hazırlayayım", "Proje malzemesini ben tedarik edeyim". Kanıt açıkça gösteriyor ki engel çoğu zaman istek değil, kapasite.
  7. Deneme ve tarih belirleyin. "Altı hafta deneyelim, kasım ortasında tekrar konuşalım." Süresiz kararlar korkutur, süreli denemeler kolay kabul edilir.
  8. Görüşmeyi yazıya dökün. Aynı akşam kısa ve nazik bir e-posta: konuştuklarımız, kararlaştırdığımız, bir sonraki tarih. Bu, kayıt tutmaktır, tehdit değil.
  9. Teşekkür edin ve takip edin. İşe yarayan bir şey olursa öğretmene bunu söyleyin. Çabası görülen öğretmen, bir dahaki sefere çok daha kolay evet der.

Cümleyi çevirin

Bunun yerine: "Çocuğum sınıfta sıkılıyor, ona bir şey yapılması lazım."

Şunu deneyin: "Ali okuma saatinde tempoyu kaçırıyor gibi. Evde kendi seçtiği kitapları bitiriyor ama sınıf kitabına dönmüyor. Sizce onu neyin yavaşlattığını birlikte anlayabilir miyiz?"

Fark tonda değil, sahiplikte. İlk cümle sorunu öğretmenin masasına bırakır. İkincisi, sorunu ortaya koyar ve masayı paylaşır.

İşbirliği yürümezse ne olur?

Dürüst olalım: her görüşme sonuç vermez. Kimi zaman kurum kültürü, kimi zaman kalabalık sınıf, kimi zaman da yazılı bir politikanın hiç bulunmaması yolu tıkar. Bu noktada iki şeyi hatırlamanız iyi olur.

Birincisi, bireysel öğretmen inisiyatifine bağlı çözümler kırılgandır. Bu yıl anlaştığınız öğretmen gider, gelen öğretmen sıfırdan başlar. Kalıcı olan şey kurum düzeyindeki politikadır: okulun yazılı bir hızlandırma yaklaşımı, kararı sistematik biçimde tartan araçlar, rehberlik servisinin dosyaya işlediği kayıtlar. Uzun vadeli enerjinizi bireyi ikna etmeye değil, konuyu kayda geçirmeye harcayın.

İkincisi, okul tek kaynak değil. Türkiye'de BİLSEM okul dışı destek yapısı olarak var, ama bir okulun yerine geçmiyor; çocuk örgün okuluna devam ediyor ve okul içi farklılaştırma ihtiyacı ortadan kalkmıyor. Evdeki zenginleştirme, mentorluk, ilgi alanına yönelik özgün projeler de bu boşluğu kısmen doldurabilir. Araştırmalar, öğrencinin kendi ilgisine yönelik gerçek araştırma projelerinin, potansiyelinin altında performans gösteren çocuklarda tabloyu tersine çevirebildiğine işaret ediyor. Yani kapı kapanırsa, pencere kapanmış olmuyor.

Ve en önemlisi: çocuğunuz bu görüşmelerin gerginliğini sizden okuyor. "Okul seni anlamıyor" cümlesini duyan çocuk, okulla arasına bir duvar örüyor ve o duvarı yıkmak, müfredatı düzeltmekten çok daha zor. Mücadelenizi çocuğunuzun önünde değil, arkasında verin.

Bakın, ben kapıları çok severim, çünkü her kapının arkasında keşfedilecek bir şey vardır. Ama doğru kapıyı, doğru saatte, doğru cümleyle çalmak bir yetenek işidir ve bu yeteneği geliştirebilirsiniz. Öğretmene rakip değil, ortak olarak gidin; elinizde şikâyet değil, gözlem olsun; talebiniz büyük değil, denenebilir olsun. Çocuğunuz için en iyi haber şu: sınıfta onu görebilen tek bir yetişkin bile tabloyu değiştirmeye yeter, ve o yetişkini bulmanın yolu, kapıyı çalmaktan geçer. Haydi, çalın.
Hüsnü Duran Enderun