Anasayfa Hakkında Sorularınız Bilgi Merkezi Oyunlar Randevu Al
Anasayfa · Bilgi Merkezi · Sosyal-Duygusal Gelişim
Sosyal-Duygusal Gelişim

Mükemmeliyetçilik: itici güç mü, fren mi?

Aynı kelimeyle iki bambaşka çocuğu anlatıyoruz. Biri yüksek standardı olduğu için ileri gidiyor, diğeri yüksek standardı olduğu için hiç başlayamıyor. Aradaki farkı görmek, meseleyi çözmenin yarısı.

9 dk okuma·Dr. Zeka anlatıyor
Merhaba, ben Dr. Zeka. Bugünkü konumuz ailelerin bana en sık getirdiği şey: "Çocuğum her şeyin kusursuz olmasını istiyor, bu iyi bir şey değil mi?" Cevabım şu: bazen evet, bazen tam tersi. Ve ikisini birbirinden ayıran işaretler, sandığınızdan çok daha net.

Aynı kelime, iki bambaşka çocuk

Bir masada iki çocuk oturuyor. İkisi de resim yapıyor, ikisinin de gözü çok yüksek bir çıtada. Birincisi çizgiyi beğenmeyince siliyor, tekrar çiziyor, tekrar siliyor ve bu süreçten görünür bir keyif alıyor; bitirdiğinde eserine bakıp "şurası tam istediğim gibi oldu" diyor. İkincisi ise kâğıdı buruşturup atıyor. Sonra yeni bir kâğıt alıyor ve ilk çizgiyi atmaya bir türlü cesaret edemiyor. Yarım saat sonra kâğıt hâlâ boş.

İkisi için de "mükemmeliyetçi" diyoruz. Oysa bu iki çocuk psikolojik olarak birbirinin zıddı. Bu ayrımı ilk kez net biçimde koyan isim Hamachek oldu; 1978'de, Adler'in kavramsallaştırması üzerine kurarak mükemmeliyetçiliği ikiye ayırdı. Normal mükemmeliyetçi yoğun çabadan haz ve doyum alır; sonuç durumun izin verdiğinden daha az kusursuz çıktığında kendini suçlamayla sarsılmaz. Yetkinlik sınırları içinde gerçekçi hedefler koyar, göreve güvenle ve ustalık beklentisiyle yaklaşır. Nevrotik mükemmeliyetçi ise çabasından asla doyum alamaz, çünkü hiçbir şey yeterince iyi değildir. Ulaşılması imkânsız düzeyler talep eder, güçlü yönlerine değil zayıflıklarına ve yanlış yapmaktan kaçınmaya odaklanır. Hamachek'in en çarpıcı gözlemi şu: bu çocuklar yeni bir göreve başlamadan önce bile kaygılı, kafası karışık ve duygusal olarak tükenmiş hissettiklerini bildiriyorlar.

Yani mesele standardın yüksekliği değil. Mesele, standardın ıskalanması durumunda çocuğun kendisi hakkında ne düşündüğü. Birinci çocuk için hata bir bilgi, ikinci çocuk için hata bir hüküm.

Araştırma ne diyor: iki tip değil, dört profil

Hamachek'in ikili ayrımı zarif ama gerçek hayat daha karmaşık çıktı. Dixon, Lapsley ve Hanchon'un Gifted Child Quarterly dergisinde 2004 baharında yayımladığı çalışma, devlet destekli yatılı bir üstün yetenekliler lisesinde okuyan 142 onbirinci sınıf öğrencisiyle (51 erkek, 91 kız, ortalama yaş 16) yapıldı. Öğrencilere çok boyutlu mükemmeliyetçilik ölçeği ile birlikte ruh sağlığı, benlik saygısı ve başa çıkma ölçekleri uygulandı ve küme analizi yapıldı.

Sonuç iki değil dört profil oldu. Uyumlu karma grup (51 öğrenci), uyumsuz karma grup (20 öğrenci), yaygın mükemmeliyetçiler (30 öğrenci) ve kendinden emin mükemmeliyetçi olmayanlar (39 öğrenci). Kritik bulgu şu: yaygın ve uyumsuz karma kümeler, diğer ikisine göre ruh sağlığı, uyum ve başa çıkma açısından tek biçimli olarak daha kötü bir profil sergiledi. Yani uyumsuz mükemmeliyetçilik tek bir şey değil, en az iki farklı biçim alıyor.

Buradaki en önemli mesaj bir sayı değil, bir düzeltme. Üstün yetenekli bir çocuk grubunun içinde mükemmeliyetçilerin ciddi bir kısmı gayet iyi durumda. "Üstün zekâlı çocuk demek mükemmeliyetçi çocuk demek, mükemmeliyetçi çocuk demek de sorunlu çocuk demek" zinciri, veriyle desteklenmiyor.

Buraya kadar iki şeyi netleştirdik: mükemmeliyetçilik tek bir şey değil ve otomatik olarak kötü de değil. Şimdi işin en kullanışlı kısmına geliyoruz: bu bileşik kelimenin içinde hangi parça çocuğunuzu ileri götürüyor, hangi parça ayağına dolanıyor? Çünkü müdahale edilecek yer tam olarak orası.

Hangi parça motor, hangi parça fren?

Mükemmeliyetçiliği ölçen ölçekler bu kelimeyi tek bir puana indirgemiyor, bileşenlerine ayırıyor. Frost ve arkadaşlarının 1990'da geliştirdiği ölçek altı boyut tanımlıyor: hatalara aşırı kaygı, kişisel standartlar, ebeveyn beklentileri algısı, ebeveyn eleştirisi algısı, yaptığı işten şüphe duyma ve düzen. Alandaki bir diğer ölçek, Hewitt ve Flett'in çalışması ise mükemmeliyetçiliği kaynağına göre ayırıyor: kişinin kendine yönelttiği, başkalarının kendisinden talep ettiğini algıladığı ve kişinin başkalarından beklediği mükemmeliyetçilik.

Bu ayrıştırma ailelere çok pratik bir şey söylüyor. Yüksek kişisel standart koymak ve düzen tercihi, olumlu benlik kavramı, iyi çalışma alışkanlıkları ve başarıyla ilişkili bulunuyor. Buna karşılık hatalara aşırı kaygı, ebeveynlerin çok yüksek standart koyup aşırı eleştirel olduğu algısı ve işin tamamlanabileceğinden şüphe duymak, çeşitli klinik belirtilerle ilişkilendiriliyor.

BileşenEvde nasıl görünürYönü
Kişisel standart"Bunu daha iyi yapabilirim, bir daha deneyeceğim."Genelde itici güç
Düzen ve organizasyonMasasını toplar, sistemini kurar, planını yapar.Genelde itici güç
Hatalara aşırı kaygıTek yanlışta bütün ödevi yırtar, günü kurtarılamaz sayar.Fren
Yaptığı işten şüpheBitirdiği işi teslim edemez, sürekli "daha bakayım" der.Fren
Algılanan ebeveyn beklentisi"Babam bunu görürse yeterli bulmaz."Fren
Algılanan ebeveyn eleştirisiSonucu göstermeden önce savunmaya hazırlanır.Fren

Tabloya dikkatle bakın. Sağ sütunda "fren" yazan dört satırın ikisi doğrudan sizinle ilgili. Çocuğun algıladığı beklenti ve algıladığı eleştiri, sizin niyetinizle değil, evdeki cümlelerin tonuyla oluşuyor. Bu, kötü bir haber gibi duruyor ama aslında iyi bir haber: değiştirebileceğiniz bir kaldıraç.

Bu ne demek, ne demek değil

Bu bileşenler bir tanı aracı değildir ve bu yazıdaki hiçbir ölçek adı, evde çocuğunuza uygulayabileceğiniz bir test anlamına gelmez. Bunlar araştırmacıların grup düzeyinde örüntü görmek için kullandığı araçlar. Sizin için değeri şu: "mükemmeliyetçi" gibi tek parça bir etiket yerine, çocuğunuzun hangi davranışının ona hizmet ettiğini, hangisinin yolunu tıkadığını ayırt etmenizi sağlar.

Bu çıta neden bu kadar yüksek?

Üstün yetenekli çocuklarda mükemmeliyetçiliğin nereden geldiğini anlamak için tek bir sebebe bakmak yetmiyor. Birkaç akarsu aynı yatakta birleşiyor.

Birincisi asenkron gelişim. Amerikan Ulusal Üstün Yetenekliler Derneği bunu, bilişsel, duygusal ve fiziksel gelişim arasındaki uyumsuzluk olarak tanımlıyor ve mükemmeliyetçiliği doğrudan bu uyumsuzluğun sonuçları arasında sayıyor. Nedeni sezgisel: zihin kafasında kusursuz bir şey tasarlayabiliyor ama eller, yaş ve deneyim o tasarımı üretecek düzeyde değil. Beş yaşındaki bir çocuk kafasında bir at görüyor, kâğıtta beş yaşının çizebildiği at çıkıyor ve aradaki fark ona hata gibi geliyor. Aslında hata değil, bir gecikme.

İkincisi duygu yoğunluğu. Bu çocukların tepkileri sıklıkla "duygusal olgunlaşmamışlık" diye yanlış etiketleniyor, oysa temelde yatan şey yoğunluk. Bu ayrım çok önemli, çünkü müdahalenin yönünü tamamen değiştiriyor: olgunlaşmamışlık varsayarsanız "yaşına göre davranmasını" beklersiniz; yoğunluk olduğunu anlarsanız duyguyu geçerli sayıp düzenleme becerisi öğretirsiniz. Yoğunluğu daha ayrıntılı merak ediyorsanız aşırı duyarlılık yazısına da göz atın.

Üçüncüsü etiket ve övgü biçimi. Dweck ve meslektaşlarının 1998'de yaklaşık 400 beşinci sınıf öğrencisiyle yaptığı çalışmada, zekâları yerine çabaları için övülen çocuklar bir sonraki turda daha zor bulmacayı seçmeye çok daha yatkın çıktı. Dweck, üstün yetenekli olarak tanılanmış öğrencilerin sabit zihniyet geliştirme riski altında olduğunu ve bunun nedeninin hem etiketin kendisi hem de yetişkinlerin onları zekâları için övme biçimi olabileceğini öne sürüyor.

Burada dürüst olmam gerekiyor

Büyüme zihniyeti literatürü size çoğu zaman "kanıtlanmış sihirli müdahale" olarak sunuluyor. Değil. Bates ve Yue Li'nin 600'den fazla Çinli öğrenciyle Dweck'in çalışmasını tekrarlama girişimi karışık sonuç verdi, çoğunlukla etki bulunamadı; bulunan olumlu etkiler de orijinalindekinden çok daha küçüktü. 2019'da 108 mesleki eğitim öğrencisiyle yapılan başka bir tekrar çalışmasında ise çaba övgüsü ve zekâ övgüsü grupları aynı tepkiyi verdi. Yani süreç övgüsü makul bir ebeveyn pratiği olarak savunulabilir, ama size garanti veren kimseye inanmayın.

Fren devreye girdiğinde ne görürsünüz?

Uyumsuz mükemmeliyetçiliğin en kafa karıştırıcı yanı, tembelliğe benzemesi. Davidson Institute'un kaynakları bu paradoksu net biçimde tarif ediyor: mükemmeliyetçilik erteleme veya ödevi hiç teslim etmemeye yol açabiliyor. Mantık acımasız ama tutarlı: mükemmel olmayacaksa hiç yapmamak daha güvenli. Çünkü yapılmamış işi "uğraşmadım" diye savunabilirsiniz, ama uğraşıp ortalama çıkan bir iş, çocuğun en korktuğu şeyin kanıtı gibi durur.

Aynı kaynaklar mükemmeliyetçiliği üstün yetenekli çocuklarda saptanan bir numaralı sosyal-duygusal özellik olarak niteliyor ve büyük ölçüde bir benlik saygısı meselesi olduğunu söylüyor. Somut görüntüsü şu olabiliyor: A- ile eve gelince gözyaşları, bilim yarışmasında üçüncü olunca yıkım.

Bir de ilerideki hâli var. Pauline Clance ve Suzanne Imes 1978'de, kendilerini başarıya layık görmeyen olağandışı sayıda üstün yetenekli ve yüksek başarılı bireyi gözlemleyerek "sahtekârlık sendromu" dedikleri olguyu tanımladı. Tanımı şu: kanıtlar ortadayken bile başarıyı içselleştirememe, kendini sahte hissetme. İlginç ayrıntı, bu kişiler her alanda değil, yalnızca üstün oldukları alanlarda sahtelik hissediyor. Başarısını şansa atfeden yüksek başarılı öğrenciler mükemmeliyetçi eğilimlerle mücadele ediyor ve bu iki durum birbirini besleyerek bir döngü kuruyor.

Kaygı tarafında da dengeli olmak gerekiyor. Üstün zekâlı çocuklar akranlarından ille de daha kaygılı değil, ancak kaygıyı deneyimleme biçimleri kendine özgü özellikleri nedeniyle farklı olabiliyor. Mükemmeliyetçilik bu tabloda katkı veren mekanizmalardan biri olarak sayılıyor: kendine dayatılan yüksek standartlar, beklentiler karşılanmadığında utanç döngüleri yaratabiliyor.

Ebeveyn için pratik adımlar

  1. Üç ilkeyi evde cümleye dökün. Davidson kaynaklarının ebeveynlere önerdiği üç ilke şaşırtıcı derecede basit: işi zamanında bitirmek mükemmel olmaktan daha önemlidir, denemek başarmaktan daha önemlidir, başarısızlık bir öğrenme fırsatıdır. Bunları bir kez söylemek yetmez; teslim gecesi, kâğıt buruşturulurken tekrar söylenmesi gerekir.
  2. Önce kendi kaygınızı sorgulayın. Psikolog Dr. Hui S. Jiang, çağdaş kültürün ebeveynleri çocuğun "tam potansiyelini" sürekli optimizasyonla açığa çıkarmaya zorladığını, bunun ise geri teptiğini savunuyor. Çünkü çocuğa değerinin içsel değil, dışsal onaya bağlı olduğunu öğretiyor. Sorulacak soru şu: bu beklentiyi çocuğum için mi koyuyorum, kendi rahatlamam için mi?
  3. Performans sonrası konuşmayı yeniden çerçeveleyin. Jiang'ın önerisi tek bir cümle değişikliği: "Kaç aldın?" yerine "Seni ne şaşırttı?" Bu soru sofradaki ekseni sonuçtan sürece kaydırır ve çocuğa cevabı zaten belli olmayan bir alan açar.
  4. Mücadeleyi normalleştirin, hemen düzeltmeye koşmayın. Siegle ve McCoach'un motivasyon rehberindeki uyarı burada da geçerli: gereksiz yere kurtarmaya koşmayın, uygun düzeyde zorluğa izin verin, başarı ve başarısızlıkları çocukla birlikte analiz edin. Bir çocuk zorlandığı anda imdadına yetişirseniz, ona "zorlanmak tehlikelidir" demiş olursunuz.
  5. Karşılaştırmalı dili evden çıkarın. "En zeki", "en hızlı", "sınıfın birincisi" gibi ifadeler çocuğu bir sıralamaya yerleştirir ve sıralamada tek yön vardır: aşağı. Aynı rehber üstün yetenekliliği mükemmellikle eşitlememeyi de açıkça listeliyor.
  6. Tutumunuzu ayarlayın: yüksek beklenti evet, baskı hayır. Papadopoulos'un 2021'de Children dergisinde yayımladığı derleme, üstün yetenekli çocuklarda demokratik ve yönlendirici ebeveyn tutumunun (yüksek beklenti ile yüksek duyarlılığın birlikte olduğu stil) optimal gelişimi desteklediğini ortaya koyuyor. Aynı derleme baskıcı tutumun bu grupta mükemmeliyetçiliği ve duygusal zorlukları artırdığını belirtiyor. Not düşeyim: bu literatür ağırlıklı olarak ebeveyn öz-bildirimine ve kesitsel desenlere dayanıyor, yani nedensellik iddiası kurulamıyor.
  7. Başarı dışı alanları bilinçli olarak koruyun. Oyun, dinlenme, hiçbir işe yaramayan keyif. Bir çocuğun takvimindeki her kutu bir performansla doluysa, o çocuk kendini yalnızca performansıyla tanımayı öğrenir. Yatıştırma becerileri geliştirmesine yardım etmek de bu başlığın altında.

Tek cümlelik özet

Çocuğunuzun yüksek standardını kırmaya çalışmayın, standardı ıskaladığında kendisi hakkında kurduğu cümleyi değiştirin. Çıta yerinde kalabilir; değişmesi gereken, çıtanın altından geçince ne olduğu.

Şunu lütfen not edin: bu yazıdaki hiçbir cümle tanı değildir, tanı yerine de geçmez. Ama bir çocukta erteleme yerleşmişse, uyku ve iştah değişiyorsa, okuldan kaçınma başlamışsa ya da hata karşısındaki tepki gündelik hayatı durduruyorsa, bunu makale okuyarak değil bir uzmanla konuşarak ele almak gerekir.

Son söz: çıtayı indirmek değil, zemini genişletmek

Ailelerin bu konuda en sık yaptığı hata, mükemmeliyetçiliği söndürülmesi gereken bir yangın sanmak. Oysa aynı yüksek çıta, çocuğun en iyi işlerini de üretiyor. Hamachek'in normal mükemmeliyetçisi o çıta sayesinde heyecanlı, ne yapılması gerektiği konusunda net ve enerjik. Sorun çıtada değil, çıtanın altında ne olduğunda: eğer altında boşluk varsa her ıskalama bir düşüş olur; eğer altında koşulsuz kabul varsa, aynı ıskalama sadece bir sonraki denemenin başlangıcıdır.

Yani ebeveynin işi çıtayı indirmek değil. Zemini genişletmek. Çocuğun A- ile eve geldiğinde de, bilim yarışmasında üçüncü olduğunda da, boş kâğıdın karşısında donup kaldığında da aynı evde, aynı sevgiyle karşılanacağını bilmesi. Bu, standardı düşürmez; sadece standardı taşınabilir kılar.

Ben Dr. Zeka ve size son bir şey söyleyeyim: en güzel resimlerimi, sildiğim çizgileri kayıp saymadığım günlerde yaptım. Çocuğunuzun gelişimini bilimsel bir çerçevede değerlendirmek ya da bu konuyu ayrıntılı konuşmak isterseniz, aile görüşmesi için randevu alabilirsiniz.

Hüsnü Duran Enderun